Kurtulmuşun konuşmasında satır başları şu şekilde:
'''Değerli Gelibolu hemşehrilerim, hepinize hayırlı günler diliyorum. Bu güzel ve anlamlı günde sizlerle beraber cennet vatanımızın bu ferah, güzel köşesinde sizlerle birlikte olmaktan duyduğum büyük bir memnuniyeti ifade etmek istiyorum. Öncelikle sabah saatlerinde Lapseki Çardak’ta başladığımız Gazi Yakup Bey’in türbesini ziyareti ve arkasından gerçekleştirdiğimiz boğaz geçişi programıyla birlikte buraya ulaştık. Burada bu programımızı icra ediyoruz. Bugün gerçekten anlamlı bir gündeyiz. Bu programın her bir sayfası iyi düşünülmüş, anlamlı ziyaretlerle, caizse vuruşuyla gerçekleştirilmiş, gerçekleştirilmekte olan bir programdır. 672 yıl önce Türklerin Anadolu’ya geçişinin ve Gelibolu’nun Rumeli’deki ilk yer olarak fethedilmesinin yıl dönümünü idrak ediyoruz. Boğaz geçişi de bizim için önemliydi. 18 Mart Çanakkale Deniz Savaşları’nın kaderini belirleyen en önemli aksiyonları gerçekleştiren Nusret Mayın Gemisi ile gerçekleştirdiğimiz boğaz geçişi aslında tarihi ile bu günü birleştiren önemli bir geziydi. O geçişe bize eşlik eden Gelibolu, Çardaklı, Lapsekili, Çanakkaleli kayıkçı tekneleri, hemşerilerimiz, boğazda bize eşlik eden savaş gemilerimiz, yukarıdan aynı şekilde savaş uçaklarımız ve helikopterlerimiz sabırsızlıkla bize tarihi yaşadığımız bir geçişi gerçekleştirmiş oldular. Ümit ediyorum ki Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin himayelerinde ilk kez bu yıl gerçekleştirdiğimiz bu etkinlik, bundan sonraki yıllarda da devam eder ve artık gelenekselleştirerek sadece Gelibolu’nun fethi anlamında değil, Türklerin Rumeli’ye geçişinin hazırlanması bakımından da önemli bir yıl dönümü olarak idrak edilir, kutlanır. Değerli Gelibollular, atalarımızın Anadolu’dan Rumeli’ye geçişi tesadüf değildir; alınacak çok derslerin olduğu ve büyük bir fetihler silsilesinin başlangıcıdır. Bildiğiniz gibi Selçuklular dağıldıktan, Anadolu beylikleri bölündükten sonra o beylikler içerisinde asker bakımından, maddi güç bakımından hatta toprak bakımından en küçüklerinden, en zayıflarından birisi Osmanlı Beyliği’ydi. Oylat ile Domaniç yaylası arasında sıkışmış, 500 tane kıldan çadırı olan küçük bir Osmanlı Beyliği olan bir boy olan Osmanlılar, diğerlerinin aksine onların yapmadığı bir şeyi yaptı. Diğer beylikler birbirleriyle uğraşıp birbirinin ayağına çelme takmaya çalışıp karşısındaki onları bir şekilde yok etmeye gayret ederken Osmanlı asla kardeş kavgalarıyla uğraşmadı. Osmanlı diğer beyliklerle uğraşmak yerine yüzünü batıya dikti, yönünü batıya çevirdi. Bu büyük bir imparatorluğun batıya dönük varisleri olarak ilk adımını buradan Rumeli topraklarına attı. Esasında Gazi Süleyman Paşa ve Yakup Bey ve arkasından isimlerini bilmediğimiz nice akıncılar buraya adım attıkları anda İstanbul’un fethinin de gerçekleşeceğini cümle aleme göstermiş oldular. Osmanlı Beyliği’nin hemen kuruluşunun başında, daha doğru dürüst bir devlet bile oluşmamışken batıya yönelerek Rumeli’yi fethetmeye başlamış olması fevkalade önemli bir tarihi adımdır. Bu günde bize önemli bir ders, önemli bir ibrettir. Ve öyle olduğu için hep yönü daha ileriye olmuş, hep daha ufku batıya doğru olmuş. Üçüncü padişah biliyorsunuz Murat Hüdavendigar Kosova’ya kadar gelmişti. Sonrasında Viyana’nın arkasında da, Estergon’un diğer yerlerinde Osmanlılar tarafından sadece fethedilecek yerler değil, aynı zamanda millet varlığımızın ulaştırılacağı perdeler hep bu çizgide yürümüştür. Şunu çok açık söylemek isterim: Bugün için de aynı şey geçerlidir. Osmanlı doğuda köklere olan ama batıya kapalı olmayan bir devletti. Doğudan gelen ama yönü batıya dönük olan bir devletti. Ama yönü batıya dönük olurken de kendi köklerinden asla uzaklaşmayan, medeniyet değerlerini asla inkar etmeyen, her ikisini birleştirebilen önemli bir cihan devletiydi. Eğer 500 obalı bir devletten bir beylikten üç kıtaya yayılan milyonlarca kilometre karelik bir cihan devletine çıktıysa hiç şüphesiz bunun ardındaki en önemli varlık ne toptur ne tüfektir ne askeri güçtür ne ekonomik güçtür; bunun önündeki en önemli unsur vizyona sahip olmasıdır. İşte bu vizyon içerisinde hareket ettikleri için hep önlerinde yeni ufuklar açıldı, hep yeni fetihler gerçekleşti, hep daha ileri adımlar atıldı. Dünyanın başkenti olan İstanbul fethedildi. İstanbul’un fethedilmesi sadece Konstantinopolis’in ele geçirilmesi değil, İstanbul’un fethedilmesi milletler meydanında Osmanlı’nın başpehlivanlığa yükselmesidir. Aynı şekilde Viyana’ya kadar gidilmiş olması, daha ileriye gidilmiş olması Osmanlı’nın Avrupa ve Batı vizyonunun yansımasıdır. Değerli kardeşlerim, tarih tekerrürden ibarettir. Bu topraklar geçmişle geleceğimizi birleştiren önemli mübarek topraklardır. Nasıl 672 sene evvel Türklerin Rumeli’ye geçişine sahne olduysa, aynı şekilde 18 Mart’ta Birinci Dünya Savaşı’nın sonrasında da yine bu sefer Batılı emperyalist güçler tarafından “Haydi siz kim oluyorsunuz, Orta Asya’dan gelmiş olan parya millet, gidin ait olduğunuz yere, Orta Asya steplerine” denilerek milletimiz Çanakkale’den bu topraklardan sökülüp atılmaya çalışılmış, Âkif’in tabiriyle “kimi Hindu kimi yamyam, kimi bilmem ne” diye ifade ettiği o istila gerçekleştirilmiştir. Ama bir avuç imanlı insanın ayağa kalkmasıyla, “Ya Allah” diyerek buradan bu topraklardan emperyalistler tekrar püskürtülmüş, onlara ait oldukları yerlere geri dönmüşlerdir. Bu büyük zafer milletimizin imanının, şuurlu duruşunun ve millet sevdasının doğal bir sonucudur. Hepiniz Çanakkale’yi çok iyi biliyorsunuz. Çanakkale Destanı’nda taraflar arasındaki güç dengesi kağıt üzerine yazılıp mukayese edilemeyecek kadar büyük bir dengesizliktir. Bir tarafta dünyanın en ağır ve en gelişmiş silahları, diğer tarafta kazma küreği olmayan bir millet… Bir tarafta istila etmek için istenmeyen bir savaşa sokulan bir takım askerler, dünyanın dört bir yanından getirilmiş; diğer tarafta bir karış toprağını vermemek için canını seve seve feda eden Mehmetçikler var. Var ile yok arasında, iman ile inkar arasında, varoluş mücadelesi ile yok etme gayreti arasında büyük bir savaş yaşanmıştır. Bu mücadeleyi iman, var olma iradesi ve kurtuluş azmi kazanmıştır. Hepsinin ruhu şad olsun. Gazi Yakup Bey ve Alperenleri, Gazi Süleyman Paşa ve yoldaşları buraya gelirken bir avuç insandı. İnanın ki karşımızda 57. Alay’da bir avuç asker vardı; karşılarında ordular vardı. Buraya bizi getiren mayın gemisi devrin mütevazı gemilerinden birisiydi. Boğaza bırakacağı 26 tane mayını ancak bırakabilmişti. Karşısında ise onlarca dünyanın en büyük savaş gemileri vardı. Ama sonuçta Malazgirt’in ruhu, Gazi Süleyman Paşa’nın ruhu, Osmanlı’nın fetih ruhu ve Anadolu’nun var olma ruhu bir araya gelerek mücadele etti ve kahramanca mücadele edildi. Biz bu büyük tarihsel süreç sürekliliğini bundan sonra da devam ettireceğiz sevgili dostlar, değerli hemşerilerim. Hele hele günümüz dünyasında artık tarih şuurundan yoksun milletlerin coğrafyada ayakta durması mümkün değildir. Dünyanın her yerinin nasıl büyük bir ateş çukuruna dönüştürüldüğü, hele bizim coğrafyamızın nasıl, Âkif’in tabiriyle, dünyanın bütün devletleri tarafından parsellenmeye çalışıldığı bir dönemde bizim Türk milleti olarak bir olmak, beraber olmak, birlikte olmak ve güçlü olmaktan başka bir şansımız yoktur. Birbirimize yaslanmak, birbirimize güvenmek ve birbirimizden güç almak mecburiyetindeyiz. Bu toprakların tarihini iyi bir şekilde kavramak, gençlerimize ve evlatlarımıza bu şuuru kazandırmak mecburiyetindeyiz. Bu töreni sadece bir sembol olsun diye yapmıyoruz. Bizim törene ihtiyacımız yok; bu törenleri, ihtiyacımız olan birliği ve tarih şuurunu pratik olarak yaşamak için gerçekleştiriyoruz. Esasında Yakup Bey’den Gazi Süleyman Paşa’dan Çanakkale Gelibolu’nun fethinden 57. Alay’a, Gazi Mustafa Kemal’e Çanakkale mücadelesine bir hat çekiyor ve bu hattın verdiği ışıklarla geleceğe doğru daha aydınlık, daha güçlü bir şekilde yürüyoruz. Bu şekilde milletçe el ele vermek, kenetlenmek, tarihten aldığımız güçle kökleri mazide olan bir âtiyi kurmak mecburiyetindeyiz sevgili dostlar. Nasıl dün bu topraklarda Türklerin varlığına emperyalistler rıza göstermediyse, inanın ki bugün de rıza göstermemektedirler. Bugün de isterler ki başımızda 50.000 tane gay olsun, isterler ki dışarıya bakıp hedeflerimizi büyütmek yerine içeriye dönüp, aynen Osmanlı’nın dışındaki beyliklerin yaptığı gibi birbirimizle uğraşalım. Buna müsaade etmeyeceğiz. Emperyalizmin yolu bölmek, parçalamak ve dağıtmaktır. Bizim tarihten aldığımız ders ve ecdadımızın bize gösterdiği yol ise birleşmek, bütünleşmek ve bir arada olmaktır. Bu şuurlu hareket edeceğiz. İnşallah nasıl bir asır evvel bize “hasta adam” diyerek boğazımıza çökmeye çalıştılarsa, nasıl İstanbul’u işgal etmeyi hayal ettilerse, tarih bize öyle büyük bir imkan vermiştir ki bir asır evvel bize “hasta adam” diyenler bugün kendileri hasta hale gelmiş ve Türkiye’den medet umar hale gelmişlerdir. Gücümüz arttıkça, birliğimiz kuvvetlendikçe, içeride işlerimizi gayet güzel hallettikçe, güçlü büyük Türkiye hedeflerine yürüdükçe Allah’ın izniyle bu ülkenin, bu milletin önünde duracak hiçbir güç yoktur. Dün bize hasta adam diyenler bugün Avrupa kıtasının güvenliğini nasıl sağlayabileceklerini derin derin düşünmektedirler. Dün bize “hasta adam” diyenler, kendilerine bugün dışarıdan gelecek tehditleri nasıl savunacaklarını kara kara düşünmektedirler. Türkiye’nin önemi, doğunun en batısında, batının en doğusunda, tarihin her döneminde bir doğulu devlet ama hiçbir zaman batıya kapısını ve gözünü kapatmamış olan bir millet olarak her zaman artmaktadır. Biz bölgemizde dünyada sulh ve selamet istiyoruz, barış istiyoruz. Bu bölgede coğrafyamızda dostluğun hakim olmasını istiyoruz. Ama Türkiye’ye karşı düşmanca tavırları olanlara da her şekilde hazırlıklı olduğumuzu ve asla Türkiye’nin düşmanlarına fırsat bırakmayacağımızı bir kere daha ifade etmek istiyoruz. Allah bu milletin yolunu açık etsin.''
Hibya Haber Ajansı
© Copyright 2026 İletişim Dünyası Tüm Hakları Saklıdır.
Web sitemiz Hibya Haber Ajansı Abonesidir.